Kategori Arşivi Genel Sağlık

Romatizma Hastalarına Bitkisel Öneriler

Eklem romatizması olan insanlar, eklemlerindeki ağrılar ve şişmelerden şikayet ederken hareket zorluğu da çekerler. Kas romatizmasındaysa aşırı soğuk algınlığından kaynaklanan şiddetli kas ağrıları yaşanırken, hareket zorluğu da çekilmektedir. Romatizmaya iyi gelen bitkileri kullanarak bu şikayetlerimizi azaltabiliriz.

Enginar, içerdiği potasyumla kemikleri güçlendiren, romatizmaya ve eklem ağrılarına iyi gelen bir bitkidir. Kemiklere kuvvet veren domates C vitamini deposu olup romatizmaya iyi gelen diğer bir bitkidir. Eklem yanmalarını ve romatizmadan kaynaklanan ağrıları hafifletmek içinse tahıl tercih edilmelidir. Kekik yağının vücuduna sürülerek kullanılması romatizma ağrılarını hafifletmektedir. Romatizma ağrılarını ve yanmalarını ortadan kaldırmak içinse zencefil tercih edilmelidir. C ve E vitaminlerinin yanı sıra folik asit de içeren kuşkonmaz da romatizma ağrılarına iyi gelen bir bitkidir. Kavun C vitamini açısından zengin olup, A vitamini ve beta karoten içermektedir. Ayrıca vücudun tuz dengesini sağlayan kavun,  antioksidan etkisi gösterir. Bu yüzden romatizma hastalarınca tüketilmeleri iyi olacaktır. Hurma demir açısından zengin olup, romatizmaya iyi gelmektedir. Ayrıca kekik, biberiye, karanfil gibi ağrılara iyi gelen bitkilerin çayları da tüketilebilir. İltihaplı romatizmalara ise, 2-6 gram doğranmış mührü süleyman kökünün bir bardak sıcak suda on dakika demlenip günde iki üç kez içilmesi iyi gelmektedir.

EGZAMA İÇİN DOĞAL ÇÖZÜM YOLLARI

Egzama her yaşta oluşan çağımızın en yaygın olan hastalıklarından biridir. Tedavisi de çok kolaydır. İki tane yöntem var. İlk olarak bir çorba kaşığı kına,
bir tatlı kaşığı şap tozu, bir çorba kaşığı zeytinyağı ve aynı ölçüde suyu karıştırılıp ellerinize sürün ve ellerinizde bir gece bekletin. Ellerinizi kimyasal içerikli deterjanlardan koruyun. Özellikle el kremleri sürmeniz tavsiye edilir.
2. olarak ise bir çelik tencereye yarım litre su koyarak kaynatın. Kaynadıktan sonra içine bir avuç kadar beyaz dut kurusu atın ve 7 dakika daha kısık ateşte kaynatın. Karışımımız kaynadıktan sonra biraz tenceredeki suyun sıcaklığı ılık dan biraz sıcak olacak şekilde egzamalı olan elinizi tencerenin içine sokarak en az 10 dk. etki ettirecek şekilde bekletin.  Bir süre elinizi yıkamayın sonra elinizi yıkayın ve kremleyin.

GÖZ ALTI MORLUKLARINA KESİN ÇÖZÜM

Uykusuzluk, ağlama, yorgunluk gibi nedenlerle gözün alt taraflarında küçük şişlik, sertlikler şeklinde morluklar meydana gelir. Bu morluklar geçicidir. Fakat uzun sürer.  Benim şimdi yazacağım tarifi uygularsanız kısa sürede yavaş yavaş morlukların normale döndüğünü görecekseniz. Ve gözünüzün, yüzünüzün eski güzelliğine geri döndüğünü görecekseniz.  Her gece ceviz büyüklüğünden biraz fazla 1 patates havanda güzelce dövün. Sonra güzelce bir tülbent yada buz torbasına koyulup yüze konulur. Yaklaşık 1 saat tutulduktan sonra kaldırılır. Her gün geçene kadar yapılmalıdır.  Patates kaldırıldıktan sonra bir süre buz tutulur. Buz koymak dışında 1 litre sıcak suya biraz papatya ufalanarak konulur. 20-25 dakika demlenip biraz soğumasını bekledikten sonra ılık bir şekilde morluklara pansuman yapılır.

Güneşten Korunmanın Kolay Yolları

Özellikle yaz aylarında güneş ışığı dik açı ile geldiği için cildimize çok fazla zararı bulunmaktadır. Yaz aylarında güneşin altında çok fazla durmamakta fayda vardır.  Yazın açık renkli bol kıyafetler giyilmelidir. Vücudu saran kıyafetler daha çok insanları terletir.  Teri emen atletler  yazın giyilirse teri emer ısı kaybını önler. Dışarı çıkmadan önce mutlaka en az 15 faktör güneş kremi sürülmelidir. Tavsiyemiz  30 faktör güneş kremidir. Eğer ki işiniz dışarıda ise en az 5-6 saat güneş altında kalacaksanız uzun kollu bol kıyafetler giyin. Çünkü cildinizin direk güneşle etkileşimini kesmiş olup cildinize zarar gelmesini önlemiş olursunuz.  Özellikle naylon kıyafetlerden kaçının. Ayrıca şapka takmanızda oldukça güneşten zarar görmenizi engeller. Burada yazılanları uygularsanız rahat bir yaz ayı geçirmiş olursunuz.

Güneşten ve Güneş Işınlarından korunma yolları

Hayat kaynağı, ısı, ışık ve enerji kaynağı olan, bir zamanlar adına tapınaklar yapılıp, kurbanlar verilen güneş, son 30-40 yıldır deri üzerindeki olumsuz etkilerinin farkedilmesinden sonra, sakınılması gereken bir güç olarak da gündemde yerini almıştır. Yönetici yıldızı güneş olan bir ”Aslan Burcu” erkeği olarak güneş hakkında olumsuz şeyler yazmak bana çok zor gelmekle birlikte, görev sorumluluğum gerçekleri yazmamı emrediyor. Güneş ışığının deri üzerindeki olumlu etkisi yok denecek kadar azdır. Bazı mikropları öldürmesi, sedef hastalığı gibi bazı hastalıklara iyi gelmesi olumlu etkilerindendir. Fakat en yararlı ve en etkileyici yanı sıcak ve aydınlık yüzüyle verdiği moral etkisi ve çevremize ne kadar iyi yandığımızı ve tatilimizi nerelerde geçirdiğimizi göstererek hava atma olanağı sağlamasıdır. Oysa 1950′li yıllara kadar yanık ten yalnız güneş altında çalışanlarda (inşaat işçisi, çiftçi, balıkçı vb.) görülür ve pek makbul sayılmazdı. Yüz ve kolların alt kısım veya atletin dışında kalan alanlarda yanık ”amele yanığı”, sol kolda yerleşeni ”şoför yanığı”, yüz ve el sırtlarında yerleşen ”çiftçi yanığı” diye adlandırılırdı.

Yanık ten modasından on yıllar sonra zararlı etkiler daha çok ortaya cıkmış ve anlaşılmaya başlanmıştır.

Güneş ışığının içerisindeki Ultraviyole (morötesi) bölümü deri üzerindeki zararlı etkilerin sorumlusudur. Başlangıçta tüm zararlı etkilerden Ultraviyole B (UVB) Ônin bir sorumlu tutulmuşsa da son zamanlarda UVA’nın da daha düşük güçte olmakla birlikte aynı zararlı etkilere sahip olduğu farkedilmiştir. Bu etkiler beyaz ırk için geçerlidir ve ten rengi açıldıkça zarar oranı artar.

Uzun yıllar güneş ışığı altında kalındığında, alınan toplam doza bağlı olarak deride hasar oluşur, incelme, yer yer lekelenmeler görülür ve daha sonra deri kanseri oluşur. Bunlar en çok yüz ve dudakta görülür. Aralıklı ve yüksek dozlarda, ani güneş yanıkları ise (özellikle çocukluk yaşlarında daha çok etkilidir) bir başka deri kanserine zemin hazırlar. Deride leke ve ben oluşumu ile bu benlerin bir kısmının kanserleşmesi de söz konusudur. Ayrıca uzun süreli, yüksek doz güneş ışığı, vücudun bağışıklık sistemini de zayıflatır. Fakat, hepsinden daha önemlisi derinin erken yaşlanmasına yol açar. Deri, ince, gevşek, mat, buruşuk, kırış kırış, lekeli ve çabuk zedelenir bir durum alır ki bu dayanılası bir durum değildir.

Güneşin Zararlarından Korunmanın Yolları

Bilinmesi gereken ilkeler:

1. Korunma ne kadar erken başlarsa o kadar yararlı olur.

2. Kızarma, su toplama, soyulmalara neden olacak yanıklara hiçbir zaman yol açılmamalıdır.

3. Kuru ve sık dokulu giysiler iyi koruyucudur.

4. Bulutlu havalarda, gölgede, şemsiye veya saçak altında güneş ışınlarının %50′sinden fazlası süzülür, yansır ve yine zararlı etkilerini yaparlar.

5. Yüksek yerlerde, denizde, kumda, karada etkilenme daha fazladır.

6. Yüz ve eller için güneşten korunma yalnız tatilde, plajda değil, gündelik yaşamda, sokağa çıkılırken de yapılmalıdır.

7. Güneşin dik olduğu saatlerde güneş altında mayo ile kalınmamalıdır. Bu saatler, gün ortasının 2 saat öncesi ve sonrası olarak kabul edilir, fakat bölgelere gore değişebilir. Pratik olarak saat 11 ile 15 arası sakınılması uygun olur.

Güneşten korunmak için krem veya losyon şeklindeki koruyucu ürünler kullanılır. Bunlar, koruma güçlerine göre derecelendirilir ve bu derecelerin adı ”güneşten korunma faktörü”dür (Sun Protecting Factor = SPF) 1′den 100′e kadar değişik güçte koruma faktörlü ürünler bulunmaktadır. Kullanımda önemli olan nokta, ışığın altına çıkılmadan 20-30 dakika önce koruyucunun sürülmesi ve en az 3 saatte bir yenilenmesidir. Yeni ürünler, belli ölçülerde suya dayanıklı olmakla birlikte, denizde çok uzun süre kalındığında da yenilenmesinde yarar vardır.

Antep Fıstığı

Latincesi : Pistacia vera, pistachio

Diğer İsmi : Şam Fıstığı

Yetiştirildiği Yerler : İran, Şam ve Gaziantep civarlarında yetişir.

Botanik Bilgi : On metreye kadar yüksekliği olan bir ağaçtır. Antep fıstığı ağacının tepesi basık ve yuvarlaktır. Çok yaygın olarak antepfıstığının kurak,susuz ve diğer bitkilerin gelişemeyeceği yerde gelişebildiği bilinmektedir. Fakat yine de sulama yapılırsa meyvelerinin kalitesinde yükselme olmaktadır. Antepfıstığında meyveler bileşik salkımlar üzerinde bulunmaktadır. Antepfıstığı salkımlarında bulunan meyveler aynı zamanda olgunlaşmazlar.Olgunlaşma önce salkımın uç kısmında bulunan meyvelerde başlar.Genellikle ilk önce olgunlaşan meyveler hasat zamanından önce ağaç altına dökülürler. İç meyve rengi yeşildir. Yeşil içlilik aranılan bir özelliktir.

Hangi vitaminler bulunur? : Vitamin E,B ve C kompleksince zengindir.

Antep fıstığı meyvesi fındık, badem ve yer fıstığı gibi yağlı meyvelerle mukayese edildiğinde; protein bakımından %22.6, karbonhidrat bakımından %15.6 ve kalori değeri bakımından 3250 ile birinci, %54.5 yağ oranı bakımından fındıktan sonra ikinci sırayı almaktadır. Bu kadar yüksek besin değeri ve çerez olarak her yerde aranılan bir meyvedir.

Her 100 g için antep fıstığı besin değeri :Su (%) ……………………………………… 5.3
Kalori …………………………………….. 594
Protein (%) …………………………………… 19.3
Yağ (%) ……………………………………….. 54
Karbonhidrat (%) …………………………. 19
Ham lif (%) ……………………………… Bilinmiyor% US RDA’ ya göre iz maddeler:

Vitamin A ……………………………………… 4.6
Thiamin, B1 …………………………………. 48
Riboflavin, B2 ………………………………… ?
Niacin …………………………………………. 7.8
Vitamic C …………………………………….. 0
Calcium ……………………………………… 16
Phosphorus ………………………………… 62
Iron ………………………………………….. . 73
Sodium ………………………………………. —
Potassium ………………………………….. 21

Faydaları

Göğsü yumuşatır. Öksürüğü keser.

Böbrek ve safra kesesi ağrılarını dindirir.

İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.

Cinsi arzuları artırır, bedeni ve zihni kuvvetlendirir.

Kalbi kuvvetlendirir. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.

Akciğeri iltihaplardan temizler.

Böbrek ve meshane kumlarını düşürür.

Devamlı yenirse azaları kuvvetlendirir.

SARIMSAK

Sarımsak veya sarmısak (Allium sativum L.), 25-30 cm yükseklikte, yeşilimsi beyaz  veya pembe çiçekli, otsu bir kültür bitkisidir. Nadir olarak tohum bağlar. Bu nedenle soğancıkları (diş) ile üretilir. Ülkemizde “Beyaz sarımsak” ve “Siyah sarımsak” olmak üzere 2 çeşit yetiştirilmektedir. Vatanının orta Asya stepleri olduğu sanılmaktadır.  Beyaz veya pembemsi renkli, az adette soğancıkdan (diş) meydana gelir. Dişlerin hepsi bir arada bir kabuk tarafından sarılmışlardır. Çok kuvvetli ve keskin bir kokusu ve yakıcı bir lezzeti vardır.

Bileşim: Karbonhidratlar (sakkaroz, glikoz), vitaminler (A, B, C ve E) ve eterli uçucu yağ (alliin, allicin, ajoen) , scordein, selen ile dişilik ve erkeklik hormonlarına benzer maddeler taşımaktadır. Bu uçucu yağda özellikle allil disülfür bulunmaktadır. Bu bileşik kükürtlü bir amino asit olan alliin’in alliinaz isimli ferment etkisi ile parçalanarak allicin’i vermesi, allicin’in de, su buharı veya su karşısında, allil disülfür’e dönüşmesi sonucu meydana gelir. Sarımsağa özel koku ve lezzeti veren taşıdığı kükürtlü uçucu yağdır.

Etki ve Kullanılış: Eski çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir drog’dur. Orta çağda  özellikle salgın hastalıklar (kolera, veba gibi) ile mücadelede kullanılmıştır. Antiseptik, idrar artırıcı, safra salgılarını artırıcı, solucan düşürücü (özellikle askarit ve oksiyürlere karşı), iştah açıcı, tansiyon (kan basıncı) ve kolesterol düşürücü, kanı sulandırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir. Antiseptik (mikrop öldürücü) etki  taşıdığı allicin’den ileri gelmektedir. Antiseptik ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi; tarihçi Herodot’a göre eski Mısırlılar tarafından da bilinmekteydi. Çünkü Mısırlılar piramitlerin yapımında çalıştırdıkları işçilere her öğün sarımsak, soğan ve turp yediriyorlardı. II. Dünya savaşı sırasında, yaralandıkları zaman yaralarının mikrop kapmasını önlemek için, ezerek yaranın üzerine konmak üzere Rus askerlerine sarımsak verilmiştir.

Eğer yendikten sonra rahatsız edici bir koku oluşturmasaydı, kuşkusuz çok daha yaygın  biçimde tüketilirdi. Ama onun değerli gücünden yararlanabilmek için büyük miktarlarda tüketmek gerekmez . Beklenen etki, gün boyunca 3-4 diş sarımsak yenerek sağlanabilir. Ayrıca koku problemi olmayan sarımsak tabletleri ve tentürü de aynı işi rahatlıkla görebilir. Önemli olan, aşırıya kaçmamak şartıyla kullanımdaki sürekliliktir. Kronik bronşit, sindirim problemleri, romatizma, kas ve organ ağrıları ve yüksek kan basıncı (yüksek tansiyon) öncelikli kullanım alanlarıdır. Ama erken yaşlanmaya karşı uygulanan bir tentür kürü de çok olumlu sonuçlar verir. En azından 5-6 ay sürecek olan bu kür sırasında, sabah ve öğlen saatlerinde 10-15 damla D6 inceltisi, yarım yemek kaşığı ılık suya eklenerek alınır. Böylece kişi ileri yaşlara kadar sağlıklı ve hareketli kalabilir. Et yemeyi seven, fazla kilolu, gaz şişkinliği çeken yaşlı kişileri hızlı çöküntülerden korumak için de, uzunca bir süre, sabah ve öğlen saatlerinde 10-15 damla D3 inceltisini yarım yemek kaşığı ılık suya ekleyerek kullanmaları önerilir. Sarımsağın, mide ve bağırsakları güçlendirici, mikropları ve virüsleri yok edici etkisi oldukça önemlidir. Öncelikle bacak, göz arkası ve beyin damarları olmak üzere, tüm damarları genişleterek, daha iyi beslenmelerini ve böylece, hızlı yaşlanmamalarını sağlar. Aynı zamanda tüksek kan basıncını (hiper tansiyon) başarıyla düşürebilir, kolesterol düzeyini normalleştirir ve damar iltihabı (tromboz-tromboflebit ) oluşumunu önler. Sarımsak, organizmayı ve bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı korur.

Bitki Çayları

adaçayı
Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli

çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır.

Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik

verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.

böğürtlen
Dikenli ve çalı görünümünde bir bitki. Ekilmemis yerlerde, çit, yol ve hendek kenarlarında

çok bulunur.Meyva birçok meyvanın oluşturduğu bileşik küre biçimindedir. Kullanılan

kısımları yaprakları ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar çiçek açmadan toplanır, gölgede

kurutulur. Yapraklarda tanen ve organik asitler ihtiva eder. Hafif kabız edici

özelliği olmakla beraber; diş etleri, bademcik ve boğaz iltihaplarinda, ishal ve

basurda kullanılmaktadır.

dağçayı
Sideritis Uyarıcı, gaz söktürücü, iştah açıcı ve mide ağrılarını kesici özelliklere sahiptirler.

ıhlamur
Ihlamur çiçeği yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak çay

halinde kullanılır.Ihlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp

içilirse mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler.

kuşburnu
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100

gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı,

etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide

kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor.

Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.

melissa
Yapraklar yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sahiptir.

Huzursuzluk ve sıkıntıları giderir. Hafıza zayıflığına faydalıdır. Baş dönmesi ve kulak

çınlaması gibi şikayetleri keser. Hazımsızlık, baş ağrısı ve migrende de faydalıdır. Daha

çok çay halinde kullanılır.

nane
Yapraklari çay halinde yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, bulantıyı giderici olarak kullanılır.

Bunun yanında çeşitli ilaçların terkibinde kullanıldığı gibi, yaprakları çiğ veya kurutulmuş

olarak yemeklere konur. Nane esansı, çok miktarda zehir etkili olmasına karşılık az miktarı

mide ağrılarına ve bulantılara karşı kullanılabilir. Nane uçucu yağı da oldukça fazla

kullanılan bir yağdır.

papatya
Çiçek durumu başları, çiçek açmadan önce toplanarak gölgede kurutulur.Çay halinde

sabahları aç karnına bir bardak içilebilir. İdrar çoğaltıcı, iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz

söktürücü etkilere sahiptir. Basur memelerinde ağrı kesici, tedavi edici etkiye sahiptir.

Boyar madde olarak da kullanılır.

rezene
Foeniculi Midevi, gaz söktürücü ve süt artırıcıdır.

salep
Öksürük ve bronşite faydalıdır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Zihni

çalıştırma gücünü arttırır.

sinameki
Memleketimizde çok kullanılan müshil ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz.

Yılan Sokmalarına Karşı İlk Yardım

Tüm yılanlar zehirli olmayabilir. Buna karşın zehirli yılan sokması riskini azaltmak için yılanlara dokunmaktan kaçının. Bir yılan gördüğünüzde yavaşça geri çekilin. Yılanlar genellikle kendilerine zarar geleceğini hissettiklerinde karşı tarafa saldırırlar.

Yılan sokmaları halinde;

1-Sakin olun.

2-Isırılan kolunuzu kıpırdatmayın. Bu durum zehirin vücuda yayılmasına neden olabilir.

3-Isırılan bölgeyi mümkünse kalp seviyesinin altında tutun.

4-Yarayı temizleyin. Buna karşın yarayı suyun altına tutmayın. Sadece temiz ibr bezle sarın.

5-Yaralı bölgeye soğuk kompres yapmayın.

6-Yarayı kesip vemonu çıkarmaya çalışmayın.

7-Kahve veya alkol almayın.

8-Yılanı yakalamaya çalışmayın. Yılanın rengini ve şeklini hatırlamaya çalışın. ve derhal 112’yi arayarak acil yardım isteyin.

Yeni iş kuracaklar için öneriler

Yeni iş kuracaklar bu hatalara düşmeyin

Başarılı bir işe nasıl başlanır sorusuna net cevaplar verebilecek bir rehber henüz oluşturulmamış olsa da yeni kurulan şirketlerin sıkça yaptığı hatalar dikkate alınması başarıya yardımcı olabilir.

Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan bir analizde, acemi girişimcilerin şirketlerinin kuruluş aşamasında ne tür hatalar yaptıklarına dikkat çekildi.

İşte yeni girişimcileri başarısızlığa götüren 10 kusurlu hareket:

1.Tek başına olmak

İş geliştirme sürecine dahil olan tek kişi sizseniz, o projenin şekillendirilebilir olmasını beklemek biraz umutsuzca olabilir. Halkla ilişkiler, danışmanlık ya da web tasarımı gibi şirketleri kurmak cüzi miktarda sermaye gerektirse de yönetici asistanı, satış temsilcisi ve hatta deneyimsiz çalışanları işe almak bile ilk aşama büyük bir maliyet yükü getirecektir.

Ancak yine de, diğer insanları işin içine dahil etmenin işi daha kârlı hale getirebileceği fikrini değerlendirmeye almanız da fayda var.

2. Çok fazla kişiden tavsiye almak

İşinde uzman kişilerden tavsiye almak her zaman için faydalıdır ve özellikle başarılı adımlarla şirketlerini zirveye taşımış insanlar, bu sayede henüz kuruluş aşamasında şirketlerinin önünü açabilir. Ancak aynı konuda çok fazla insanın fikrine danışmak, kendi kararınızı ertelemenize ve şirketinizi kuruluş aşamasından bir adım ileriye götürememenize neden olabilir.

3.Sonuç getirmeyecek ürünlere çok para harcamak

Başarılı bir şirketin temeli genelde başarılı ürünlerle atılır. Ancak bir ürün üzerine çok fazla zaman harcayan girişimciler, ürün yerine satış organizasyonuna odaklanan rakiplerinin karşısında geride kalabilir.

New York merkezli yayıncılık şirketi Atma Global’ın CEO’su Sanjyot Dunung, girişimcilerin hayallerine çok fazla zaman ayırıp, başarılı bir satış ekibi oluşturmamanın kariyerinin ilk aşamalarında kendisine pahalıya patladığını söylüyor.

4. Çok küçük bir piyasayı hedef almak

Girişimcilerin ilk işlerinde her zaman daha küçük kitleleri hedef alarak adım attıkları görülür. Ancak yapılan işin başarılı olup, hedeflediği piyasaya sığmamaya  başlaması durumunda bazı sıkıntılar baş gösterebilir. Bu yüzden en iyisi, şirketinizin payı küçük kalsa bile daha büyük piyasalar hedeflemek ve ona göre temkinli adımlar atmak olacaktır.

5. Bir piyasaya dağıtıcı ortak olmadan girmek

Halihazırda sizin adınızı duyuracak, aracı kurumlar, üretim temsilcileri ya da halkla ilişkiler şirketlerinin bulunduğu bir piyasada yükselmek, yeni girişimciler için oldukça kolaydır. Tekstil, gıda, medya ve diğer büyük sektörlerde işler genelde bu şekilde yürür. Ancak diğerleri o kadar şanslı olamayabilir. Bu yüzden bir işe başlamadan önce, işinizin önünü açacak ve sizi yönlendirecek kurumların bir listesini yaparak işe başlamak çok daha avantajlı olabilir.

6. Müşterilere çok para ödemek

Reklam için çok para harcamak, potansiyel müşteri sayısını artırabilir ancak şirketinizin reklamlara harcadığı parayı kasasına yansıtamayacak durumdaysa, bu  bilançoya zarar yazmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu yüzden, reklam harcamaları konusunun ince elenip sık dokunulması ve her türlü alternatifin değerlendirilmesinde büyük fayda var.

7. Küçük bir sermayeyle işe başlamak

Yeni kurulan birçok şirket sadece ofis kiralamak, gerekli ekipmanları satın almak ve müşterileri kapılarına getirecek reklamlar hazırlamak için paraya ihtiyaç duyacaklarına inanır. Ancak, çalışanlarına ödeyecekleri maaşları, vergileri ve sigorta bedellerini hiç hesaba katlamazlar. Bu yüzden, şirketin kuruluş aşamasında her türlü hesaplamanın yapılması gerekir.

8. Çok fazla sermayeyle başlamak

Kulağa çok doğru gibi gelmese de, bir işe çok fazla sermayeyle başlamak da zaman zaman sorun yaratabilir. Ellerinde çok fazla nakit kaynak olan şirketler, çok gereksiz harcamalar yapıp, ellerindeki kaynakları tüketme riskiyle karşı karşıya kalabilir.

9. Bir iş planı olmadan işe başlamak

Bütün şirketlerin resmi bir iş planı yapması gerekir. Yeni şirketler ise büyümek için ciddi oranda bir sermayeye ve ne zaman kâr etmeye başlayacaklarını ve hedefledikleri noktaya nasıl varacaklarını gösterecek ciddi iş planlarına ihtiyaç duyar.

10. İş planı üzerine çok fazla düşünmek

Bazı girişimciler, gözü kara bir şekilde temelsiz planlarla işe başlasalar da bazıları atacakları adımlardan yüzde 100 emin olmadan harekete geçmemeyi tercih eder. Bu şekilde önlerine çıkar fırsatları kaçırıp, ince eleyip sık dokumanın bedelini oldukça ağır bir şekilde ödeyebilirler.

*Bu yazı Wall Street Journal gazetesinde “10 Mistakes That Start-Up Entrepreneurs Make” başlığıyla yayımlanmıştır.